Enginarlı Pilav

Egemin en kıymetli sebzesi desem enginara sanırım diğer sebzeler bu duruma alınmazlar; zira gerçekler bunlar. Tek başına bile sofranızın sultanı konumunda çok rahat yerini alır. Hem karbonhidrat hem de sebze. İsterseniz pilavı et suyuyla pişirin; bir de protein eklenmiş olsun. Daha ne olsun!


Kalbimin en derinlerinde sakladığım, sevgi ve saygıyla andığım yüce insan Mustafa Kemal Atatürk'ün enginar ile ilgili hikayesini duymuş olmalısınız.  Hastayken canı enginar çeker ve o dönemde İstanbul'da enginar olmadığı için Hatay'dan sipariş verilir. Ancak İstanbul'a varamadan ne yazıkki Atamızın vefat haberi gelir.
Yarattığın bu eşsiz ülkede yetişen enginarların hepsi sana feda olsun Atam.
Seni unutmadık ve unutmayacağız!!!



Malzemeler:
8 adet enginar çanağı,
3 su bardağı pirinç,
6 adet taze soğan,
1 kuru soğan,
1 demet dereotu,
1 çay  bardağı zeytinyağı,
1 yemek kaşığı tereyağ,
1 limon,
Karabiber ve tuz

Yapılışı;
Enginarlar önce temizlenip limonlu suda haşlanır. Soğanlar, zeytinyağı ve tereyağ ile birlikte kavurulur. Önceden ıslatılan pirinç soğanlara eklenerek kavurulur. Enginarlar küçük küçük doğranıp, onlar da pirinçlere eklenir ve en son taze soğanlar doğranır. 3 su bardağı su ekleyerek pilav pişmeye bırakılır. Suyunu çekip pişince, doğranmış dereotu üzerine eklenip karıştırıldıktan sonra ocaktan alınır dinlenmek üzere...
Afiyet olsun :)

Fırında Patatesli ve Kaşarlı Pırasa

Kış sebzesi pırasayı zeytinyağlı ve limonlu olarak bolca ve severek tüketiyoruz mevsiminde. Ancak farklı versiyonlarda denemeyi de hep istemişimdir  pırasayı. Bu tarifi televizyon programlarından birinde izlediğimde hem müthiş pratik hem de malzemeler birleşince lezzetli olabileceğini düşündüm ve soluğu ruhumu dinlendirdiğim mutfağımda aldım. Tarifimi layığıyla hazırladım, pişirdim ve önümüzdeki kış görüşünceye kadar sebzelerim ile vedalaşmaya hazırım. Sizi özleyeceğim pırasam, kerevizim, ıspanağım, lahanam... Hah lahana deyince aklıma yaz, kilolarım ve diyet geldi. Başlayıp bitemeyen pazartesiler, bak bu son tabak deyip kendimi oyalan cümleler ne zaman bitecek bilmiyorum. Yaz kapıya dayandı ve bende daha hiçbir hareket yok. Bütün kaderimi lahanaya bağlamış değilim tabiiki. En iyisi gidip bir spor merkezine üye olmak :P  

Sıcacık ve gönlünüzce bir hafta olmasını diliyorum...


Malzemeler:
1 kilo pırasa,
4 adet patates,
3 yumurta,
200 gram kaşar peyniri,
1 su bardağı galeta unu,
1 çay bardağı zeytinyağı,
Baharatlar (kırmızı biber, karabiber, tuz)

Yapılışı;
1 kilo pırasamızın beyaz kısımlarını kullanacak şekilde çok ince doğrayıp zeytinyağında tuzla kavuruyoruz.
Ayrı bir yerde yumurtaları kırarak, haşlanıp rendelenen patatesleri ve yine rendelenmiş kaşar peynirini de karışıma ekliyoruz. Baharatlarla beraber galeta unu ve yağı da ekleyip güzelce harmanlıyoruz. En son soteleyerek kavurduğumuz pırasaları da karışıma yedirip yağlanmış ve galeta unu serpilmiş fırın tepsimize yayıyoruz. Üzerine galeta unu serpip 200 derecede kızarana kadar pişiriyoruz.
Not: Yumurta sayısı fazla gibi gelebilir size , ancak pişince gerçekten hissedilmiyor.

Afiyet olsun :)

Limonlu Kek

Bloğumdaki üçüncü limonlu kek tarifim. Sevgili arkadaşlarım bilirler, dayanamadığım tek kektir. Pişirdiğim bütün kekler için iltifat edebilirim ancak baştacım limonlu kekimin yeri hep ayrıdır bende. Üçü de birbirinden farklı tarifler ama bana sorarsanız en başarılısı son  tarifim :) Öyle hafifki; pamuk mu desem, kuş tüyü mü yada yanına al da yat mı bilemedim :))
Dört mevsim yapabileceğiniz şüphesiz güzellikteki kekin gelelim tarifine.


  Hayallerinizdeki gibi bir hafta sonu olsun dilerim. Huzur ve Barış içerisinde...


Malzemeler:
3 yumurta,
2 su bardağı şeker,
1 su bardağı limon suyu + sıvıyağ,
1 limon suyu ve rendesi,
1 kutu krema,
1 kabartma tozu,
2 su bardağı un.

Yapılışı;
Yumurtaları, şeker ve rendenin en ince kısmıyla rendelenmiş limon kabuğunu malzemeler beyazlaşana ve özleşene kadar önce yavaş, sonra da yüksek devirde çırpıyoruz. Bir limonun suyunu sıkıp su bardağına ekliyoruz ve üzerini sıvıyağ ile tamamlayıp krema ile birlikte kekimize ilave ederek hafifçe karıştırıyoruz. Son aşamada kabartma tozu ve elenmiş unu da ekleyerek tahta kaşıkla güzelce karıştırıp yağlanmış ve unlamış kek kalıbımıza döküp önceden ısıtılmış fırında 180 derecede 40-45 dakika kadar pişiriyoruz. İşte bu kadar!
Afiyet olsun :)

Alâ Çatı

Sevgili eşimin üniversiteden arkadaşı ve ailesini ağırladık bu hafta sonu. Çok keyifliydi. Kendilerine teşekkür ediyor ve en kısa zamanda tekrar görüşebilmek ümidiyle uğurluyoruz sevgili Yeliz, Atakan ve Doruk'u... 
Alaçatı Ot Festivali'ne gidebilmeyi ne zamandır planlıyor ve istiyordum. Pazar günü misafirlerimizi de alıp çıktık yola. Onları, Alaçatı'yı ilk defa görmek; beni ise ilk defa ot festivaline tanıklık etmek oldukça heyecanlandırıyordu. 
Vardığımızda bizi ilk karşılayan bu şahane yel değirmenleri oldu. Görüntü aslında bir otele ait; Değirmen Otel. Websitelerine de baktım. Bence çok ilgi çekici ve konaklanası duruyorlar.



Festivale ilgi harikulade idi. Yöre halkının envai çeşit  otlar ile hazırladığı ve türlü kombinasyonlarla jüri üyelerine sundukları bir de yemek yarışması vardı.
Yarışmayı izleyemedik, lakin kazananlar arasında en çok ilgimi çeken "T
ereyağ limon sos eşliğinde şevket-i bostan yatağında sahanda baby ahtapot" yemeğiydi. Eminim lezzeti inanılmazdır. Yemeğin yaratıcısını tebrik ediyorum doğrusu, fikir süper :) 
Diğer kazananlar ve daha fazla bilgiye ulaşmak için size bir gazete linki önerisi: http://www.yeniasir.com.tr/KentHaberleri/2013/04/15/alacati-yesil-dunyanin-tutkunlarini-bulusturdu


Tezgahları saran otlar, otlu börekler, katmerler, gözlemeler, cıvıl cıvıl bir gün, harika bir hava, güleryüzlü sempatik insanlar öyle güzel ağırladılarki bizi kesinlikle görülmeye değerdi.


El emeklerini sergileyen ve satan birbirinden hamarat ellerin tezgahlarındakiler alıcısını bekliyordu. Seyrederek bile gözümüz, gönlümüz doydu.


Kadın gücüne, dayanışmasına hayran olmamak elde değil. Çalışan ve üreten kadına her daim hürmet eder, ellerinden öperiz.


Festivalin bence en önemli konuğu ise müzisyen, gezgin, "her ne kadar kendisi kabul etmese de" bir gurme ve daha bir çok sıfatın altını dolduran ve dinlemekten çok keyif aldığım Ayhan Sicimoğlu oradaydı. Jüri üyesiydi. "Hastasıyım!!!" :))


Ve birde Cnn Türk'te, Arda'nın Mutfağı programının sunucusu Arda Türkmen de festivale iştirak eden isimlerdendi. Bir cafe-barda kadehini yudumluyordu ;) 
O eşsiz tariflerini ne zaman denesem, şahsımda ayrı bir hayranlık uyandırır.


Orijinal hediyelik eşyalar, takı ve aksesuarlar 
alışveriş tutkunlarını cezbedecek düzeyde.


Fotoğraftaki parmak arası sandaletlere  inanamadım :)) Bu nasıl bir yaratıcılıktır? Nasıl eğlenceliler, nasıl bir renk cümbüşü! Pek giyebileceğim türden olmasa da alıcısı çoktu. Farklılık peşinde olanlara yada içindeki çocuğu kaybetmeyenlere diyelim :))


Güzellikler içinde bir Alaçatı turumuzu noktaladık. Bu güzellikleri yaşatan ve emeği geçen herkese de teşekkürlerimizi sunduktan sonra ancak rahatça uyuyabiliriz artık :))

Zencefilli Kek


Yaklaşık 3 haftadır internet bağlantım yok ve sanki hayat damarlarımdan biri yok :))
Ciddi manada bağımlılık mı desem, sosyalleşmenin farklı bir şeklimi yada kendini güncellemek mi?! Sanırım hepsi sanal dünyaya açılan kapıyı ifade ediyor. En nihayetinde sorun çözüldü ve kavuştum. Ziyareti aksattığım blog arkadaşlarımın neler yaptıklarını, paylaşımlarını merak ve heyecanla gezmeden önce biriken tariflerimle başlamak istedim bu bir sürelik ayrılığın acısını çıkarırmışçasına :)) 

Iıımmm zencefilli kekimi anlatmaya nereden başlasam acaba? Sanırım nasıl keşfettiğimle başlamak daha doğru olacak. 
İzmir'in rüzgarı, doğası, mimarisi ve sıcaklığıyla bütünleşen eşsiz güzelliği Alaçatı 'da yaşayan sevgili Be-Dest'in kıymetli yazarının blogunda paylaştığı keki ilk yaptığımda fotoğraflayamadan mideye indirince :)  İkinci kez zevkle ve aşkla girdim mutfağıma; sözkonusu zencefil olunca seve seve yapıp, doya doya yedim. Zencefili sıklıkla taze olarak tüketirim; bu haliyle hiç denememiştim. Destina Hanım'a teşekkürlerimi sunuyorum böyle şahane bir lezzeti paylaştığı ve mutfağıma kazandırdığı için...
Önümüzdeki günlerde Alaçatı (13-14 Nisan), "Alaçatı Ot Festivali"ne sahiplik edecek. Orada bulunabilmek için tüm şansımı zorlayacağım, önce  fotoğraf makinam, rahat bir ayakkabı, alışveriş çantam, tabi olmazsa olmazım Sarpım ve eşim ile birlikte :)) güzel bir gün ümidiyle...

Zencefil üzerine satırlarca yazabilirim ancak bu koklamak ve tatmak kadar keyif vermez. Kek yumuşacık ve oldukça hafif, aromasına ise diyecek yok. Evim buram buram zencefil, tek kelime ile olağanüstü.
Denemek isteyenler için işte tarif, haydi yapalım :)
Tarifin orjinali için http://bedest.blogspot.com


Malzemeler:
125 gram tereyağı,
200 gram şeker,
3 yumurta,
200ml krema,
1 çay kaşığı tarçın,
1,5 çay kaşığı zencefil,
2 çay kaşığı kabartma tozu,
250 gram un,
Yarım paket bisküvi tozu.

Yapılışı;
Yumuşayan tereyağımıza şekeri ekleyip özleşene kadar mikserle çırpalım. Sonra yumurtaları teker teker ekleyip çırpmaya devam edelim. Bisküvi hariç diğer tüm malzemeyi karışıma ekleyip tahta kaşıkla yedirelim. 22 cm 'lik yağlanmış tepsiye önce robottan geçirdiğimiz bisküvi tozunu kalıba yaydıktan sonra üzerine kek karışımını ekleyip 200 derecede önceden ısınmış fırında 35-40 dakika pişirelim.
Ben kek dilimlerimin üzerini krem şanti ve çilekle süsledim.
Yaratıcılığınıza sağlık ve afiyet olsun :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...